Yusuf Taş
_DSC6909

21 Mayıs 1864 Kafkasya’da Tarihin Durduğu Gün

İşgal, Sürgün, Soykırım, Göç

Kafkasya, kahramanların, güzel insanların, eşsiz tabiatın, yalçın ve geçit vermez dağların olduğu, Anka kuşunun efsaneler ülkesi, Kafkasya, sıcak denizlere inme sevdasının kurbanı, işgal, kan, gözyaşı, savaş, soykırım ve sürgünler ülkesi, sevda türkülerinden çok hürriyet türküleri söyleyen özgür ruhlu, özgürlük tutkunu, gururlu erkeklerin ve kadınların ülkesi. Türkiye’de ise sadece Çerkes tavuğu, efsane İmam Şamil ve Çeçen savaşı ile hatırlanan güzel ülke. Türkiye’de Kafkasya bu simgelerle tanınır da maalesef bu güzel ülkenin insanlarının Türkiye’ye niçin , ne zaman ve hangi şartlarda geldikleri ve kim oldukları çok az kimse tarafından bilinir. Halbuki bundan tam 156 yıl önce Kafkasyalılar için Türkiye’ye gitmek; uğruna seller gibi kanların döküldüğü anavatanlarından kalplerini bırakarak sürgün edilmek ve bu sürgünde anlatılmaz acılar yaşamak demekti. 21 Mayıs 1864, Kafkasya’da silahların sustuğu ve son mücadelenin de kaybedildiği, bu yüzden de büyük sürgünün sembolü kabul edilen gündür. Bu son mücadele bir bakıma yüzyıllaca süren Rus Kafkas savaşlarının kısa bir özetidir.

21 Mayıs1864’te son silah da sustuktan sonra Çar II. Aleksandır’ın kardeşi Granddük Mihail Nikoleyeviç Ağustos ayında bir bildiri yayınlayarak Çerkeslerin bir ay içerisinde Osmanlı topraklarına göçmeleri, aksi takdirde Rusya’nı iç bölgelerine yerleştirilecekleri tehdidinde bulundu. Osmanlı devleti ile Çerkeslerin Osmanlı topraklarına yerleştirilmeleri için anlaşan Rusya, biryanda da Rusya toprakları içerisinde devletin göstereceği yerlere gitmek isteyenlere yardımcı olunacağını açıklıyor; bir yandan da hakın arasında kuzeye gidenlerin derhal askere alınacağı ve 25 yıl boyunca İslam halifesinin ordusuna karşı savaştırılacağı dedikodusunu yayıyordu. Bu dedikodu en az baskı yöntemleri kadar başarılı olmuştur.

M.Yenuyov adlı Rus yazarın anlattığına göre Müslüman köylerin halkı, vahşetleri ile ünlü Kozaklar nezaretinde hızla en yakın Rus Kozak köyüne götürülüyor ve oradan da Anadolu topraklarına gönderilmek üzere Karadeniz sahilindeki toplama kamplarına sevk ediliyordu. Bu arada halkın yanına çok az bir şeyler almasına izin veriliyordu. Kozaklar kafilenin arkasından geliyor ve ormanlara kaçmak isteyenlere engel olmaya çalışıyordu. Kozakların tecavüzlerine direnmeye kalkanlar aileleri ile birlikte yok ediliyorlardı.

SÜRGÜNÜN ZİRVE NOKTASI

Sürgün ve göç aslında 1859 yılından itibaren başlamıştı ancak 1860-1864 yıllarında zirve noktasına ulaştı. Göç karadan ve denizden olmak üzere iki şekilde yapılmıştır. Karadan göçler deniz yoluyla yapılanlara kıyasla çok azdır. Rusya Çerkesler’i bir an önce başından atabilmek için (Karadeniz kıyılarına Osmanlı gemilerinin yanaşması yasaklamasına rağmen) sürgün için bütün Osmanlı gemi ve tekmelerinin yanaşmaların a izin vermiş, hatta kendi gemilerini bile görevlendirmiştir. Çünkü Karadeniz kıyılarında toplanan halk bir yandan açlık, hastalık ve soğuk ile mücadele ederken bazen aylarca gemi bekledikleri oluyordu. Büyük bir kısmı daha gemiye binmeden açlık ve hastalıktan ölüyordu. Sürgün edilen halkın çektiği çile ve eziyetler hakkında ne yazılırsa yazılsın hiçbiri gerçekleri yansıtmayı yetmez. İsmail Berkok’un ifadesi ile Kafkas halkına reva görülen bu zulüm öylesine ağırdır ki hiçbir yazarın vicdanı bu hadiseleri ayrıntılarıyla anlatmayı kaldıramaz. Zaten denese de bu durumu ifade için bir tabir bulamayacaktır. Hakikaten bu araştırma esnasında en büyük zorluk bu facia ile ilgili ayrıntılarda yazılı kaynak bulmakta yaşanmakta yaşanmıştır. Yaşanan çileye küçük bir örnek verecek olursak 1864’te sürgüne tanık olan A.P. Berje şunları anlatıyor: “Novorossiyk koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerim unutamayacağım.  Onların bu durumlarını gören Hristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun mutlaka çöker ve perişan olur. Kışın soğuğunda kar yağmur altında evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanlar tifo ve çiçek hastalığının da azizliği ile tamamen mahkûmdurlar. Anasız bebeler ağlaşıyorlardı. Analarının kucağında iki kardeşten biri gözlerinin önünde ölümle pençeleşirken; kardeşi, ölmüş anasının göğüslerinde süt aramaktaydı. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu.”

GEMİLER TEPELEME YÜKLENİYORDU

Karadeniz kıyılarında bu durum yaşanırken, gemilere binebilenler de çok farklı bir durumla karşılaşmıyorlardı. Çerkesler Türkiye’ye gitmek için acele ediyorlardı. Gemiler genellikle, deyim yerinde ise tepeleme yükleniyordu. Gemi sahipleri dağlıları soyup her şeylerini ellerinden alıyorlardı. Normal zamanda 50-60 kişi alan güverteyi 300 veya 400 kişi dolduruyordu. Erkekler yarı bellerine kadar suyun içinde çocuklarını karılarını gemiye taşıyorlardı. Bütün aile gemide yerine alınca onlar da biliyorlardı. Kadınları gemini ambarına indiriyorlardı. Erkekler güvertede çömelmiş halde öyle sıkışık yerleşiyorlardı ki yolculuk sırasında tayfalar yolcuların başları üzerinde yürümek zorunda kalıyorlardı. Çerkesler’in yanlarına aldıkları yiyecek birkaç avuç darı ve birkaç küçük fıçı sudan ibaretti.

Açık denizde yolculuk bazen 5-6 gün sürüyordu. Denizde hava bozulduğunda fazla yüklenmiş tekneler denizde tutunamıyor ve batıyordu. Normal yüklenmiş tekneler ise dalgalardan o kadar sallanıyordu ki zavallı yolcular üst üste yığılıyor ve birbirlerini eziyorlardı. Rüzgar olmadığında gemiler yol alamıyor, o zaman da açlıktan ölüm ile yüz yüze kalıyorlardı. Tayfaların anlattıklarına göre böyle bir gemide ambardaki şiddetten dolayı ezilerek ölen iki kadın ve bir bebeği denize atmak zorunda kalmışlardı. Üçüncü gün iki adam ve bir kadın daha ölmüş.  Dördüncü gün 15 kişi ölmüştür. Bazı gemiler ise seyre uygun olmadığı için alabora oluyor; yüzlerce insan Karadeniz’e gömülüyordu. Osmanlı sahillerine ulaşanlarda ise yolcuların yarısı yolda ölmüş, Trabzon’a varmadan önce denize atılmışlardı.

KARADENİZE BİNLERCE İNSAN GÖMÜLDÜ

Bu ve benzeri şekillerde Osmanlı kıyılarına doğru yol alan gemilerde de binlerce insan ölmüşler ve denize gömülmüşlerdir. Bu hadise dolayısı ile Karadeniz kıyısında kalan Abhazlar çok uzun yıllar boyunca Karadeniz’den balık yememişlerdir. Çünkü inanıyorlardı ki o balıklar kardeşlerin etleri ile beslenmişlerdir ve o balıkları yemek demek kardeşlerin etlerini yemek demekti. Çaresizliğin, ölümün açlık ve hastalığın Çerkesler için et ve tırnak gibi ayrılmaz bir parça haline geldiği hiçbir kavramla ifade edilemeyen acı kader, bu zavallıların Osmanlı topraklarında da peşini bırakmadı. Rusya ile anlaşmasını 50.000 kişi için düşünen Osmanlı devleti gelen yüzbinler karşısında çaresiz kalmıştır. Fatura yine bu talihsiz halka çıkmış ve binlerce insan iskan edileceği yer için daha yola çıkarılamadan açlık ve hastalıktan ölmüştür.

Trabzon Rus Konsolosunun Rus generallerinden Katreçef’e verdiği bir raporda şu bilgiler yer almaktadır.  “Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a  70 bin Çerkes geldi. Bunlardan ortalama olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan 24.700 kişiden şu ana kadar 19.000’i ölmüştür. Şimdi burada bulunan 63.900 kişiden her gün ortalama 180 ile 250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında ortalama her gün 200 kişi ölmektedir. Trabzon, Varna ve İstanbul’a gönderilen 450 kişiden de günde 60 ile 40 kişinin öldüğü haberini aldım.”

KÖLE TİCARETİ HAD SAFHAYA ULAŞTI

Kafkasya’nın bu gururlu insanlarının içine düştükleri bu durumdan yararlanmak isteyen açgözlüler yüzünden köle ticareti yoğunlaşmaya başlamıştı. Bu zavallı insanlar çok ucuz fiyata bazen bir ekmek parasına köle olarak satılıyorlardı. Yüzlerce fırsatçı köle tüccarı bu işten büyük karlar elde etmişlerdi. Din ve sevap düşüncesi ile bu göçmenlere sahip çıkan az sayıda hayırsever dışında herkes insanlardan faydalanmaya çalışıyorlardı. Osmanlı şehirlerinde köle ticareti büyük boyutlarda ulaşmıştı oysa yasalara göre köle ticareti yasaktı.

Çerkes kölelerin fiyatları arzın çok yüksek oluşu nedeniyle 60 – 80 rubleye kadar düşmüştü. 11-12 yaşındaki çocuklar ise 30-40 liraya satılıyorlardı. Trabzon’dan İstanbul’a köle nakliye güzergahı kurulmuştu. İngiliz tüccarlar bile köle ticareti yapıyorlardı. Sefalet ve fakirlik yüzünden göçmenler hiç değilse karınları koyar diye evratlarını satmak zorunda kalıyordu. Hatta Trabzon’daki Rus konsolosu bile sanki hiç suçları yokmuş gibi bu duruma eleştiriyordu. Tahmini rakamlara göre 1863-1864 arasında 10 binden fazla insan köle olarak satılmıştır.

OSMANLININ ACZİ

İnsanlar bu kadar zor koşullarda iken hemen akla Anadolu halkı ve Osmanlı devleti hiç yardım etmedi mi sorusu gelebilir. Gerçekte halk ilk gelenlere elinden gelen her yardımı yapmış ancak kendisi de çok yoksun olduğu için ve gelenlerin ardı ardı kesilmediği için bir süre sonra hiç yardım edemez hale gelmiştir. Aynı şey Osmanlı devleti için de geçerlidir. Beklenen 50.000 kişiye karşılık 1,5 milyon insan gelmiştir. Zaten devlet borçlu ve fakir bir haldedir. O yüzden Çerkes halkına gerekli yardım yapamamıştır. Osmanlı devleti o kadar zayıflamıştır ki bu insanların iskan meselesinde dahi Rusya’nın kesin talimatlarına harfiyen uymak zorunda kalmıştır.

Bu yaşananlardan sonra Kafkasyalıların iskân edilmelerine geçersek; Osmanlı onları bir arada tutmamaya özen göstermiştir. Anadolu çok fakir olduğu için bir kısmını Avrupa’daki topraklara yerleştirmiş,  kalanları İstanbul çevresine, Anadolu’ya ikiye bölecek şekilde Samsun, Hatay hattına, bir kısmını kutsal toprakları korumak için bugünkü Ürdün Suriye’nin olduğu topraklara yerleştirmiştir. Osmanlı iskan işini belli amaçlara yönelik olarak ve planlı bir şekilde yapmıştır ancak sürgün hastalık ve ölümlerin bu talihsiz halkı Osmanlı topraklarında da rahat bırakmamıştır. Örneğin Çukurova’ya yerleştirilen 74.000 Çerkes’ten geriye sadece 4.000 kişi kalmış diğerleri sıtmadan ölmüştür. Sağ kalanlar için sürgün adeta kader haline gelmiş ve sürgün üstüne sürgün edilmişlerdir.

BALKANLARDAN SÜRGÜN

1877-78 Osmanlı Rus savaşının sonuçları ana yurda dönüş kapılarını kapatırken sürgün kapılarını açmıştı. 1878’de anlaşmasına Çerkesler’in balkanlardan çıkarılması şartını koymuşlar, Osmanlı Devleti de bunu kabul etmişti. Böylece Balkanlar’a yerleştirilmiş olan Çerkesler tekrar sürgün edilerek Anadolu, Suriye ve Ürdün’e gönderildiler.

MARMARA BÖLGESİNDEN SÜRGÜN

Bilindiği gibi Yunanlılara karşı yapılan Kurtuluş savaşı sırasında Marmara bölgesinde Anzavur Ahmet (Çerkes) isyan etmiş bu isyan Çerkes Ethem tarafından bastırılmıştır. Savaşın bitiminden 6 ay sonra 1923 Mart ayında Marmara bölgesindeki 16 Çerkes köyü isyan olayları ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle Doğu illerine sürgün edildi. Halk Kara vagonlara doldurularak Malatya’ya kadar gönderildi. Sonra sürgün kaldırıldı. Köylüler köylerine döndüler. Fakat mallarını ellerinden çıkarmışlardı. O sürgün hem ekonomik hem de moral bakımından halkı zor durumda bıraktı.

GOLAN BÖLGESİNDEN SÜRGÜN

1967 Suriye İsrail Savaşı’nda olan Bölgesi’nin ve Kuneytre kentinin İsrail tarafından işgali üzerine büyük göçte o bölgeye yerleştirilmiş olan 15 kadar Çerkes köyü oradan sürüldü. Her şeylerini bırakarak perişan halde Şam’a sığındılar. Okullara barakalara yerleştirildiler. Bilindiği gibi Golan bölgesi hala İsrail işgali altındadır. Sürgün edilenler de kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır. Osmanlı’nın göçleri kabul edişi sebeplerine ve iskan politikalarına bakacak olursak şunlar görülür: Osmanlı Devleti’nin Çerkesler’i kabul etmesinde din olgusunun dışında başka nedenler de vardı. Onları en iyi şekilde yerleştirmenin hesabını yapmıştı. Ruslarla yapılan uzun savaşlar nedeniyle savaş Çerkesler için artık bir yaşam tarzı olmuştu. Erkekler hep silahlıydı. Onların bu savaş deneyimden faydalanmak mümkündü.

Bağımsızlık isteyen Balkan halkları (Bulgarlar, Sırplar) Osmanlı Devleti’ne karşı başkaldırı içindeydi. Rusya ve Avusturya, Fransa, İngiltere (kısaca Hristiyan dünyası) onların arkasındaydı. Osmanlı devleti Çerkesler’den faydalanmak için 300.000 Çerkes’ Balkanlar’a yerleştirdi. Şimdiye kadar ana yurtlarını savunmak için Rusya’ya karşı savaşan Çerkesler artık Osmanlı adına balkanlarda savaşacaklardı. Anadolu’ya yerleştirilen göçmenler de Samsun, Amasya, Tokat, Sivas, Kahramanmaraş, Çukurova hattı boyunca yerleştirilmişti. Amaç; buradaki halklara karşı denge oluşturmaktı. Suriye Ürdün hattına yerleştirdiler. Maksat kutsal yerleri korumaktı. Bütün bunlardan sonra sürgün edilen nüfus sayısına bakacak olursak araştırmacılar 1859-1879 yılları arasında sürgün edilenlerin sayısını ortalama 1-1.2 milyon 1,5 milyon ve 2 milyon olarak vermektedirler. Tarihçilerin verdiği rakamlar tahminen 2.000.000 civarındadır. Ayrıca 1879-1911 yılları arasında 500.000 Çerkes’in daha sürgün edildiği bilinmektedir. Bütün bunlarla birlikte Rusya içine sürülenler de dahil edilirse yaklaşık 3.000.000 insan yerinden yurdundan edilmiş, bunlardan 2.000.000 kadarı Osmanlı topraklarına sürülmüş ve ancak yarısı hayatta kalabilmiştir.

Yusuf TAŞ – İstanbul

Kaynaklar:

Yaşar Bağ, Kafkasya Yazıları.

A.Fonvil, Çerkesistan Bağımsızlık Savaşı

Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü.

  1. Kasımov, A. Kasımov, Çerkes Soykırımı.

İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya.

Yusuf Taş

Avukat, Novaya Turtsiya gazetesini Genel Yayın Yönetmeni, Kafdağı Derneği Başkanı, Rusça, İngilizce ve Çerkesçe biliyor.

Add comment

Sosyal Medya